VML Intelligence tarafından hazırlanan The Future 100: 2026 Raporu, 2026 yılına yön vermesi beklenen tüketici davranışlarını ve yükselen eğilimleri 100 trend üzerinden inceliyor. Kültür, teknoloji, seyahat, pazarlama, perakende ve sağlık gibi 10 farklı alanı kapsayan rapor, Eylül–Kasım 2025 döneminde 16 pazarda 15.639 yetişkinle gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına dayanıyor.
Raporda 2026’nın temel eğilimi, belirsizlikleri kabul ederken geleceğe yönelik umudu korumayı ifade eden “dysoptimistic” yaklaşımı olarak tanımlanıyor. Ekonomik baskılar, savaşlar, iklim değişikliği ve toplumsal kutuplaşmanın etkileri sürerken tüketicilerin dayanıklılık, yenilenme ve dönüşüm arayışının güçlendiği belirtiliyor.
Yaşam maliyeti, %48 ile katılımcıların toplumun karşı karşıya olduğu en büyük sorunlar arasında ilk sıraya yerleştirdiği konu olarak öne çıkıyor. Katılımcıların %36’sı, daha önce temel ihtiyaç olarak değerlendirdiği bazı harcamaları kısmak zorunda kaldığını ifade ediyor. Harcama baskısının özellikle seyahat, eğlence, moda ve yüksek tutarlı alışverişlerde belirginleştiği görülüyor.
Ekonomik kaygılara rağmen geleceğe yönelik beklentilerde iyimserlik dikkat çekiyor. Katılımcıların %69’u geleceğe düzenli olarak umutla baktığını, %84’ü ise önümüzdeki yıl kişisel gelişimine daha fazla odaklanmayı planladığını belirtiyor. Ayrıca %86’sı, kendisine hayranlık, merak veya yeni bir bakış açısı kazandıran deneyimlere değer verdiğini ifade ediyor. Bu bulgular, tüketicilerin deneyimlerden yalnızca eğlence değil, kalıcı ve dönüştürücü etkiler de beklediğini gösteriyor.
Yapay zekâya yönelik tutumlarda ise fırsatlar ve kaygılar bir arada bulunuyor. Katılımcıların %76’sı teknolojinin dünyayı daha iyi bir yer haline getirebileceğini düşünürken, %77’si yapay zekânın sonuçları yeterince değerlendirilmeden çok hızlı kullanılmaya başlandığı görüşünü paylaşıyor. Z kuşağı katılımcılarının %49’u ise bir yapay zekâ ile anlamlı bir ilişki kurduğunu belirtiyor.
Teknolojinin yaygınlaşmasına karşın insani etkileşim önemini koruyor. Katılımcıların %80’i alışveriş sırasında bir insan temsilciyle görüşmeyi tercih ederken, %87’si kendisiyle veya başkalarıyla bağ kurmasını sağlayan deneyimlere önem veriyor. Raporda fiziksel perakende, sosyal sağlık ve ortak deneyimlere yönelik eğilimler de bu ihtiyacın yansımaları arasında değerlendiriliyor.
Markalardan beklentiler de ürün ve hizmetlerin işlevsel faydalarının ötesine geçiyor. Katılımcıların %84’ü markaların insanlar ve gezegen konusunda sorumluluk taşıdığını, %79’u kendi değerlerini yansıtan markalara harcama yapmak istediğini, %74’ü ise markaların kendisi gibi insanlarla iletişim kurmak için daha fazla çaba göstermesi gerektiğini ifade ediyor. Bunun yanında markaların tasarruf sağlaması, günlük yaşamı kolaylaştırması ve sağlık ile iyi yaşamı desteklemesi bekleniyor.
Rapor, 2026’da tüketicilerin belirsizliklere rağmen kişisel gelişime, anlamlı deneyimlere ve insani bağlara yöneldiğini ortaya koyuyor. Markalar açısından ise güven oluşturmak, tüketici değerleriyle uyumlu hareket etmek ve günlük yaşama somut katkı sağlamak öne çıkan alanlar arasında yer alıyor.
Raporun tamamı: https://www.vml.com/insight/the-future-100-2026




















Comments